Reklam Alanı
zekat nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zekat nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2016 Cumartesi

ZEKATIN HÜKMÜ

Zekatın hükmü
Zekat, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındı, İslam'ın beş şartından birisidir. Kuran-ı Kerim'de zekatı emreden pek çok ayet vardır. Bunlardan birisi:
"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir. Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur'an-i Kerim'de aynı ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmıştir. Bu ayetlerden bir kısmı sırasıyla: Bakara Suresi 177. ve 271., En'am Suresi 141., Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73., Nur 37., Beyyine Suresi 5. ayetleridir.
Hz Muhammed'in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek:
"İslam, beş esas üzerine kurulmustur: Allah'dan baska ilah olmadığına ve Muhammed 'in Allah'ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir." (Tirmizi İman-3; Buhari İman-1;Müslim İman-21)
"Mallarınızı zekat ile koruyunuz. Hastalıklarınızı sadaka ile iyileştiriniz, bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız." (Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yay.,Sy.435)

ZEKAT  

KÜTÜB-İ SİTTE HADİS-İ ŞERİFLERİ
641 - Adiy Ibnu Hatim (radiyallahu anh) anlatiyor: "Boynumda altundan yapilmis bir hac oldugu halde Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a geldim. Bana: "Ey Adiy boynundan su putu cikar, at!" dedi ve arkadan su ayeti okudugunu hissettim:
"Onlar Allah'i birakip hahamlarini, papazlarini ve Meryem oglu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan baskasina kulluk etmemekle emrolunmuslardi. Ondan baska ilah yoktur. Allah, kostuklari eslerden munezzehtir." (Tevbe, 31).
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) devamla: "Aslinda onlar, bunlara (ruhbanlarina) tapinmadilar, ancak bunlar (Allah'in haram ettigi bir seyi) kendileri icin helal kilinca hemen helal addediverdiler, (Allah'in helal kildigi bir seyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler."
Tirmizi, Tefsir, Berae, (3094).

642 - Tabiinden Zeyd Ibnu Vehb anlatiyor: "Rebeze'ye ugramistim. Orada Ebu Zerr (radiyallahu anh)'i gordum. Kendisine: "Seni buraya getiren sebep nedir?" diye sordum. Soyle acikladi: "Sam'daydim. Bir ayet hakkinda Muaviye (radiyallahu anh) ile ihtilafa dustuk. Ayet su: "Ey iman edenler! Hahamlar ve rahiplerin cogu, insanlarin mallarini haksizlikla yerler. Allah yolundan alikoyarlar. Altin ve gumusu biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi mujdele. Bunlar cehennem atesinde kizdirildigi gun, alinlari, bogurleri ve sirtlari onlarla daglanacak. "Bu, kendiniz icin biriktirdiginizdir, biriktirdiginizi tadin" denecek" (Tevbe, 34-35). Muaviye (radiyallahu anh): "Bu ayet ehli kitap hakkinda inmistir" dedi. Ben ise: "Hem bizim, hem de onlar hakkinda indi" dedim. Bu mesele uzerinde aramizda ihtilaf cikti. Halife Hz. Osman (radiyallahu anh)'a yazarak beni sikayet etti. Hz. Osman bana yazarak Medine'ye gelmemi emretti. Bunun uzerine Medine'ye geldim. Halk, sanki daha once beni hic gormemis gibi, coklukla etrafimi sardi. Durumu Osman (radiyallahu anh)'a actim. Bana: "Istersen buraya yakin bir yere git" dedi. Iste beni buraya getiren gercek sebep budur. Benim uzerime Habesli siyahi bir koleyi amir tayin etseler mutlaka dinler, itaat ederim."
Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6.

643 - Ibnu Omer (radiyallahu anhuma) anlatiyor: "Bir bedevi kendisine: "Bana su ayet hakkinda acilamada bulun, dedi ve ayeti okudu: "Altin ve gumusu biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi mujdele" (Tevbe 35). Ibnu Omer su cevabi verdi:
-"Kim onu biriktirir ve zekatini vermezse vay haline! Bu ayet zekat emri gelmezden onceye aittir. Zekat emri gelince, Allah zekati mallar icin bir temizlik kildi."
Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6; Muvatta, Zekat 1, (1, 256).

644 - Muvatta'da soyle denmistir: "Ibnu Omer (radiyallahu anhuma)'e "(Azaba sebep olacak) hazine nedir?" diye sorulunca: "Zekati verilmeyen maldir" diye cevap verdi."
Muvatta, Zekat 1, (1, 256).

645 - Sevban (radiyallahu anh) anlatiyor: "Altin ve gumusu biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi mujdele" ayeti nazil oldugu zaman biz, Hz. Peygamber'le bir seferde bulunuyorduk. Ashabindan bazisi: "Ayet altin ve gumus hakkinda indi, hangi malin daha hayirli oldugunu keske bilseydik?" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) su cevabi verdi: "(Sahip olunan seylerin en efdali: Zikreden bir dil, sukreden bir kalb, kocasinin imanina yardimci olan saliha bir zevcedir."
Tirmizi, Tefsir, Berae (3093).

646 - Ibnu Abbas (radiyallahu anhuma) anlatiyor: "Altin ve gumusu biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi mujdele" ayeti nazil oldugu zaman, Muslumanlar bundan fazlaca kaygulandilar. Hz. Omer (radiyallahu anh): "Ben sizin uzuntunuzu giderecegim, haydi gelin" dedi ve gidip Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'e muracaat ederek: "Ey Allah'in Resulu, dedi bu ayet ashabini cok kaygilandirdi." Hz. Peygamber: "Allah zekati, malinizda baki kalan kirliligi temizlemek icin farz kildi. Nitekim, sizden sonrakilere kalmasi icin de mirasi farz kildi" buyurdu.
Ibnu Abbas devam etti: (Resulullah'in bu aciklamasi uzerine) Hz. Omer (radiyallahu anh) sevincinden (Allahu ekber) dedi. Peygamberimiz (aleyhissalatu vesselam) aciklamasina devamla, Hz. Omer (radiyallahu anh)'e: "Kisinin kendi lehine biriktirdigi seyin ne oldugunu sana haber vereyim mi? Bu, saliha bir kadindir. Yani nazar ettigi zaman kendini hosnud kilacak, emrettigi zaman itaat edecek, evinden uzaklastigi zaman (malini ve namusunu) koruyacak olan kadin."
Ebu Davud, Zekat 32, (1664).

647 - Yine Ibnu Abbas (radiyallahu anhuma) anlatiyor: "Allah'a ve ahiret gunune inananlar mallariyla, canlariyla savasmak istediklerinden oturu geri kalmak icin senden izin istemezler.." (Tevbe, 44) ayeti, Nur suresindeki su ayetle neshedilmistir: "Dogrusu Allah'a ve Peygamberine inanan mu'minler, Peygamberle beraber bir ise karar vermek icin toplandiklarinda ondan izin almaksizin gitmezler. Ey Muhammed! Senden izin isteyenler, iste onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardir. Bazi isleri icin senden izin isterlerse, iclerinden diledigine izin ver, Allah'tan, onlarin bagislanmalarini dile. Allah suphesiz bagislar, merhamet eder" (Nur, 62).
Ebu Davud, Cihad 171, (2771).

648 - Ebu Mes'ud el-Bedri (radiyallahu anh) anlatiyor: "Sadaka vermeyi emreden ayet (Tevbe, 103) nazil oldugu zaman biz (ucret mukabilinde) sirtlarimizda yuk tasiyor (bu yolla bir seyler kazanip ondan sadaka veriyor)duk. Bir adam (Abdurrahman Ibnu Avf) gelerek cok miktarda bagista bulundu. (Munafiklar dedikodu yaparak onun hakkinda, gosteris yapiyor), muradi dediler. Hemen su ayet nazil oldu:
"Sadaka vermekle gonulden davranan mu'minlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldigi kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranislarinin cezasini Allah verir. Onlara can yakici azab vardir" (Tevbe 79).
Buhari, Zekat 10, Icare 13, Tefsir, Berae 11; Muslim, Zekat 72, (1018); Nesai, Zekat 48, (5, 59).

649 - Ibnu Omer (radiyallahu anhuma) anlatiyor: Abdullah Ibnu Ubey Ibni Selul oldugu zaman oglu (radiyallahu nah) Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'in huzur-i alilerine cikip, mubarek gomleklerini babasina kefen olarak vermesini talep etti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) talebi kabul edip verdi. Bunun uzerine, babasinin cenaze namazini kildirivermesini talep etti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu talebi de kabul etti ve namaz kildirmak uzere kalkti. Ancak, Hz. Omer (radiyallahu anh) kalkarak Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'in elbisesinden tuttu ve: "Ey Allah'in Resulu, Rabbin seni, ona namaz kilmaktan men etmisken, sen nasil ona namaz kilarsin?" diye mudahale etti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Allah beni muhayyer birakmistir, zira: "Onlarin ister bagislanmasini dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmis defa bagislanma dilesen de Allah onlari bagislamayacaktir" (Tevbe, 80) buyurmaktadir. ben yetmisden de fazla bagislama talebinde bulunacagim" dedi. Hz. Omer (radiyallahu anh): "Ama, o munafiktir!" dedi.
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buna ragmen onun ardindan namaz kildi. Bunun uzerine Cenab-i Hakk su ayeti inzal buyurdu: "Onlardan olen hic kimse icin ebediyyen namaz kilmayacaksin, mezari basinda da durmayacaksin. Cunku onlar Allah ve Resulune inanmadilar, fasik olarak olduler" (Tevbe, 84)
Hz. Omer (radiyallahu anh) der ki: "Sonra o gun Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a karsi izhar ettigim cur'ete hayret ettim. Allah ve Resulu daha iyi bilirler." (Bu son cumlenin Ibnu Abbas'in sozu olma ihtimali de mevcuttur).
Buhari, Cenaiz 85, Tefsir, Berae 12; Muslim, Fedailu's-Sahabe 25, (2400), Sifatu'l-Munafikin 3, (2744); Tirmizi, Tefsir 3096 H.; Nesai, Cenaiz 69, (4, 68).
Tirmizi'nin rivayetinde su ziyade var: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu ayetten sonra munafiklarin cenaze namazini kilmadi."

650 - Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Su ayet Kuba halki hakkinda nazil olmustur: (Mealen): "Orada, arinmak isteyen insanlar vardir. Allah arinmak isteyenleri sever" (Tevbe 108).
Tirmizi, Tefsir, Berae (3099); Ebu Davud, Taharet 23 (44); Ibnu Mace, Taharet, (357).

AYETLER:
  • Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.(Bakara, 2/177).
  • Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.(Ali İmran, 3/92).
  • Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.(Bakara, 2/274).
  • O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever(Ali İmran, 3/134).
  • Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız. derler. (İnsan, 76/8-10).
  • Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.(Bakara, 2/43).
  • Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.(Müzemmil, 73/20).
  • Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe, 9/60).
  • Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı. (Zariyat, 51/19).
  • Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardır.(Bakara, 2/271).
·         Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.(B akara 177)
·         Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.(Ali İmran 92)
·         Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.(Bakara 274)
·         (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever(Ali İmran 134)
·         Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız. derler. (İnsan 8-10)
·         Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.(Bakara 43)
·         Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.(Müzemmil 20)
·         Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (tevbe 60)
·         Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı. (Zariyat 19)
·         Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardır.(Bakara 271)




ZEKAT NEDİR

            Zekât Nedir?
            Zekât, lügatta temizlemek, çoğalmak ve büyümek mânalarına gelir. İslâmî ıstılahta ise, şer'an zengin sayılan bir müslümanın, seneden seneye malının belli bir miktarını müslüman fakirlere Allah rızası için temlik etmesidir. (Temlik: Verilen zekâtı fakirin mülkiyetine geçirmesi demektir.) Kulların kulluktaki sadakatlarına delâlet etmesi cihetiyle, zekâta "sadaka" da denilmiştir. Ancak sadaka tabiri, zekâttan daha umumîdir. Vâcib ve nâfile tasadduklara da şâmildir. Zekât vermeye tezkiye, zekât verene ise müzekkî denilir.
            Zekâtın Hükmü Nedir?
            Zekât, İslâmın 5 rüknünden birisidir. Namaz, oruç gibi farz-ı ayındır. Ancak onlar gibi bedenle değil mâl ile yapılan bir ibâdettir. Hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır.
            Zekât, Kur'ân-ı Kerim'de 34 yerde zikredilmiştir. Farziyyeti, 6 yerde, namaz ile birlikte tekrar edilen şu âyet-i kerîme ile sâbittir.
            "Namazı kılın, zekâtı verin..." (El-Bakare, 43, 83, 110; en-Nûr, 56; Müzzemmil, 20; en-Nisâ, 77).
            Bu da İslâm'ın, dinî vecibeler içinde namazdan sonra en büyük ehemmiyet ve kıymeti zekâta verdiğini gösterir.
            Gerçekten de namaz, dinî hayatın direği, İslâmî yaşayışın te'minatıdır. Zekât ise, sosyal hayatın istinad noktasıdır. Namaz kılınmayan bir cem'iyette islâmî hayat ve dinî yaşayış zayıflayıp sönmeye yüz tutacağı gibi, İslâmın zekât emrinin tatbik edilmediği bir toplumda da ictimaî huzur, ferdler arasında birlik ve beraberlik, dirlik ve düzenlik sağlanamaz. Fakir ve zengin sınıflar arasında dayanışma ve yardımlaşma ortadan kalkar; sevgi ve saygı duyguları yok olur. Ferdler birbirlerine düşman hâle gelir. Günümüz toplumlarının hâli buna açık bir delildir.
            Şu halde namaz ve zekât, cem'iyette biri dinî, diğeri de içtimaî hayatı düzenleyici ana unsurlardır.
            Zekât, Fakire Zenginin Bir Yardımı mıdır?
            Zekât, zengin müslümanların fakir müslümanlara yaptıkları bir iâne, yardım ve sadaka değildir. Zekât doğrudan doğruya fakirin, zenginin malında olan bir hakkıdır. Kur'an-ı Kerîm'de bu husus şu şekilde belirtilmiştir:
            "Mü'minlerin mallarında dilencinin ve dilenmeyen fakirin bir hakkı vardır." (ez-Zâriyât, 19).
            Zengin, fakirin bu hakkını ödemek mecburiyetindedir. Zekâtı ödenmemiş bir mal, temiz ve helâl olmaktan çıkar; içinde gasbedilmiş, sahibine verilmemiş bir hak bulunan gayr-i meşrû' bir servet hâlini alır. Ne zaman ki malın zekâtı ödenir, o zaman mal temizlenmiş, gayr-ı meşrûluktan kurtulmuş olur. Resûlüllah Efendimiz bu hususu "Malınızı zekâtla temizleyin" buyurarak beyan etmişlerdir...
            Bu bakımdan zenginin, zekât verdiğinden dolayı fakiri minnet altında bırakmaya çalışması uygun bir davranış olmadığı gibi, zekât alan fakirin de zengine karşı bir eziklik ve zillet duyması, minnet yükü çekmesi asla söz konusu olamaz. Çünkü zekât onun öz hakkıdır.
            Zekât Vermemenin Cezası Nedir?
            Çok ağır mânevi müeyyideler vardır. Yüce Allah zekâtını vermeyenlerin kıyâmette çok büyük azabla karşılaşacağını haber vermektedir:
            "Kıyâmet gününde stok edilen altın ile gümüşün üzerleri Cehennem ateşinden kızdırılacak da bu mal biriktirenlerin alınları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denilecek: İşte bu, (zekâtını vermeyip) stok etiğiniz paralar... Ve stok ettiklerinizin cezasını çekin." (et-Tevbe, 34).
            Âyet-i kerîmede zikri geçen stok, zekâtı ödenmeyen paralara şâmildir.
            Başka bir âyet-i kerîmede de şöyle buyurulur:
            "Allah'ın fazlından verdiklerini kullarından esirgeyenler için o malın hayır olduğunu zannetme. Belki o mal, onlar için şerdir. Kıyâmet gününde fakirlerden esirgedikleri o mal, onların boyunlarına halka yapılacaktır." (Âl-i İmrân, 180).
            Bu hususta bâzı hadîs-i şerîflerde de şöyle buyurulur:
            "Deve, sığır ve koyun sahibi bir müslüman, bu malların zekâtını ödemezse, kıyâmet gününde o hayvanlar dünyada olduklarından daha semiz ve daha büyük halde gelecekler ve herbiri boynuzu ile ona toslayacak, ayakları ile de çiğneyecek. Sonuncusu işini bitirince, birincisi yeniden toslamaya ve çiğnemeye başlayacak, tâ ki insanlar muhakeme edilinceye kadar..."
            "Cenâb-ı Hak, kime mal verir de zekâtını ödemezse kıyâmet gününde o mal sahibine, gözlerinin üzerinde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli ve (zehirinin te'esirinden başı) kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak. Sonra da iki çene kemiğini, yani avurdunu iki tarafından yakalayıp şöyle diyecek: Ben senin malınım, ben senin zekâtını vermeyip stok ettiğin servetinim..."
            Zekât Nasıl Verilir?
            İslâm şeâirlerinin en büyüklerinden olan zekâtın alenî olarak verilmesi efdaldir. Çünkü alenî olarak verilmesinde çevreye iyi örnek olma hususu olduğu gibi, zekâtı veren için de başkalarının sû'i zanlarından kurtulmak durumu bahis mevzuudur. Hem zekât, zengin için, kesin bir borç ve farîza olduğundan, edâsına riya da giremez. Halbuki nafile sadakalar öyle değildir. Onları gizlice verip, gösteriş ve faziletfüruşluk ihtimalinden kaçınmak daha faziletlidir.
            Zekât Ne Zaman Ödenir?
            Kuvvetli ve en sahih olan görüşe göre, üzerine zekât düşen mal ve paraların zekâtı, o mal ve paranın üzerinden 1 sene geçtikten sonra, fevren, yani, sene biter bitmez hemen verilmesi icabeder. Özürsüz olarak te'hir etmek câiz olmaz. Günahı muciptir.
Diğer bir görüşe göre ise, zekâtın verilmesi fevrî değil, terahî üzerine farzdır. Yani sene nihayetinde hemen verilmesi lâzım değildir. Mükellef bunu hayatta bulundukça dilediği zaman edâ edebilir. Edâ etmeden ölürse, ancak o zaman günahkâr olur. Fakat bu görüş zayıftır.